Her yıl tepelere tırmanan 50 civarında abla ve teyzenin kötü beslenme ve yetersiz egzersiz nedeniyle kanatlarını geniş açamayıp hızlı çırpamadığı, çoğunun beton pek azının da toprak zemine çakıldığı ifade ediliyor.
Çürük bir sandalyenin üstünde güneşi selamlayan Yeter Akyüz, camsil kokulu tozlu sarı toz bezini sallayarak iniş yaptığı apartman otoparkında bir gövdelik yer kaplayanlardan.
Mikrofonumuzu uzatacak yer bulamadığımızdan ve bu bulanık kırmızılığı gözümüzün önünden çekmek istediğimizden aklımızı Yeter Teyze'nin kara gözlü beyaz tenli çanta takıp ilkokula başlama yaşındaki oğlağına çeviriyoruz.
Dört kardeşin en utangaçı olan kıvırcık, kapı açıldığında arkasına saklanacak bir etek bulamamaktan şaşkın. Yorganların ve döşeklerin üst üste istiflendiği köşeye sinip yamaların arasına kendini ekliyor.
Birbirlerine akan ıslak kara gözlerinden babası olduğunu anladığımız adam bize yaklaşıyor ve yaklaştıkça büyüyüp kocaman olan tek elini uzatıyor. Ellerimizi arkamıza saklıyoruz. Hep böyle oluyor, diyor ıslak kirpikli adam. Biz elimizi veriyoruz elimizi alıyorsunuz. Sizin elinizi biz hiç alamıyoruz.
Benli Gülhan çayları getiriyor, alıyoruz. Yanımıza oturunca pervaz çürükleri gıcırdıyor, ayaklarımızın altında fayans kırıkları çatırdıyor. Sonra odaya yer silerken popolarına el izi sinen kadınlar sırtlarını duvardan ayırmayarak giriyor. Bebek bakmak için girdiği bernacinli evin tüm kapıları kaybolup susuz umutsuz hapis kalan N., artık içerilere girmek istemiyor. Böylesi daha iyi, deyip sokaktan pencereye yaslanıyor.
Ablalar ve teyzelerin uzun saplı süpürgeleri olmalı ki kanatları kırıldığında da uçabilmeliler, diyor Gülhan. Her kadına bir avuç süpürge otu diyor sonra. Süpürge otlarını tanıyalım. Tohumlarını tanıyalım. Cebinden bir avuç süpürge tohumu çıkarıyor. Popolarındaki izleri saklayarak yaklaşıyor kadınlar. Her ay kırılmış 15 kadın daha yaklaşıyor.
O kadar kalabalık oluyor ki bize yer kalmıyor. Kalkıyoruz. Bize müsade. Gökyüzünde görüşmek üzere, diyoruz. Görüşmek üzere.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder